5TJW2HZ. Yusuf Ziya Ortaç Şiirleri-Anahtar Yusuf Ziya Ortaç Şiirleri-Anahtar -1- Bulsam, bir sihirli anahtar bulsam, Açsam göğün mavi kapılarını. Bir samanyolundan geçip dolaşsam Yıldızların altın yapılarını! Dolansa boynuma ışıktan kollar, Açsa esrarını gök perde perde Kaybolan sesleri duysam yeniden, Kaybolan yüzleri görsem göklerde! … -2- Bulsam, bir sihirli anahtar bulsam, Toprak kilidini açsam dünyanın, Çözsem düğüm düğüm muammasını Ölüm denen sonsuz, büyük rüyanın! Gelse bahçe bahçe mevsimler dile, Ağaçlar, çiçekler konuşsa biraz Kimdir şu dallarda kızıl gülleri Böyle alev alev yakan sihirbaz! Bulsam, bir sihirli anahtar bulsam, Ne yıldızlar için, ne güller için! Alnı eşiğinde bekleyenlere Açılmak bilmeyen gönüller için! Yusuf Ziya Ortaç Kimdir Şiirleri Mehmetçik O’nun Sesi Birgün Tuna Boyunda Yıllardan Beri Eski Ev Bulsam Rüya Anahtar Giden Gelmez Bir Selvi Gölgesi Evim
Bunları da Okuyun Anasayfa Dönemler Cumhuriyet Dönemi Yedi Meşaleciler Fecr-i Ati Topluluğu Garipçiler 1. Yeni Halk Edebiyatı İkinci Yeniciler Milli Edebiyat Öz Saf Şiir Dönemi Tanzimat Edebiyatı 1. Dönem Tanzimat Edebiyatı 2. Dönem Tekke ve Tasavvuf Edebiyatı Toplumcu Gerçekçi Şiir Dönemi Servet-i Fünun Edebiyatı Yabancı Şairler Rastgele Şiir İletişim Anasayfa»Posts Tagged "Rüya Şiiri – Yusuf Ziya Ortaç şiiri" Gök dibinde havuzun Sularda ellerimiz Bütün emellerimiz Anlaştı uzun uzun Sular soğuk bir ışık, Bakıyoruz havuza; Suda omuz omuza İki…
1 Yusuf Ziya Ortaç Eski Ev Köşede altın oymalı Edirne kavukluğu, Üstünde çeşm-i bülbül sürahi Yıldız Serpintili mavi bir buğu... Birinde kallavisini dinlendirmiş asırlar, Öbürünün ışık göğsünde Geceler dolusu sırlar!.. Duvarlarda iki kılıcın gümüş çaprazı, Sene 1053 amel-i Şahin Usta Üstündeki talik yazı... Çeliğine su vermiş kral kellelerinin kanı, Bir vuruşta parçalanmış Kim bilir kaç şövalyenin kalkanı!.. Raflarda Beykoz işlerinin ışıl ışıl hevengi, Ve sedirler üstünde has bahçeler açan Üsküdar çatmalarının ateş rengi... Islak gözlü cariyeler uzanırmış onlara, Ve kafeslerin ardından bakarlarmış Yelkenleri zafer dolu kalyonlara!... Şair Yusuf Ziya Ortaç Yusuf Ziya Ortaç Eski Ev Şiiri Dinle - Birinde kallavisini dinlendirmiş asırlar,Öbürünün ışık göğsünde Geceler dolusu sırlar!..
FROZ TEKNİK ADMİN Yönetici Nisan Forum Katılım 4 Şub 2010 Mesajlar 67,971 Tepkime puanı 23,392 Puanları 300 Konum Kocaeli 1 Yusuf Ziya Ortaç Rüya Gök dibinde havuzun Sularda ellerimiz Bütün emellerimiz Anlaştı uzun uzun Sular soğuk bir ışık, Bakıyoruz havuza; Suda omuz omuza İki gölge karışık! Bir kırık ay havuzda Ağır ağır kayboldu. Havuz şafakla doldu Gün doğdu ufkumuzda Gün doğdu ucundan Ellerimi bıraktı. Birkaç damla yaş aktı. Parmaklarımın ucundan!Şair Yusuf Ziya Ortaç Yusuf Ziya Ortaç Rüya Şiiri Dinle - Sular soğuk bir ışık, Bakıyoruz havuza; Suda omuz omuza İki gölge karışık! Katılım 1 Eyl 2012 Mesajlar 13,089 Tepkime puanı 3,699 Puanları 113
YUSUF ZİYA ORTAÇ 1895-1967 Türk şair, roman ve oyun yazarı, gazeteci, siyaset adamı. Türk ulusal edebiyatının geçirdiği en önemli değişim sürecinde, aruz vezniyle başladığı şiir çalışmalarını, Milli Edebiyat hareketinin etkisinde kalarak hece veznine çevirmiş ve "Beş Hececiler" olarak anılan şairler grubu arasında yer almıştır. Türkçenin sadeleşmesi için çabalamış, manzume ve düz yazılarında konuşma dilini kullanmıştır. Mizahi ve hicivsel yazılarının yanı sıra, tiyatro oyunu, roman, anı ve gezi türlerinde de çok değerli eserler kaleme almıştır. Yusuf Ziya Ortaç, 23 Nisan 1895 tarihinde, dünyaya geldi. Ortaöğrenimi için Vefa Lisesi'ne gönderildi. Lise yıllarında, Servet-i Fünunculardan etkilenerek, aruz vezniyle şiirler yazmaya başladı. İlk şiiri, 1914'te yayınlandı. 1915 yılında, edebiyat öğretmeni olmaya heveslenince, o zamanki adı Darülfünun-ı Osmani olan, İstanbul Üniversitesi tarafından açılan yeterlilik sınavına girdi ve kazandı. İstanbul'da çeşitli okullarda, öğretmenlik görevini sürdürürken, edebi faaliyetlerine ağırlık verdi. Milli edebiyat akımıyla gelişen, öz değerlere geri dönüş düşüncesini benimsedi ve bu anlamda, ağır dille yazılan, sistematik kalıpları olan aruz veznini terk etti. Hece vezniyle, günlük konuşma dilinde, sade, fakat akıcı şiirler kaleme almaya başladı. Genelde 11'lik ve 14'lük kalıplar kullandıysa da, farklı türde denemeler de ortaya koydu. Orhan Seyfi Orhon, Faruk Nafiz Çamlıbel, Enis Behiç Koryürek ve Halit Fahri Ozansoy'dan oluşan, "Hecenin Beş Şairi"nden Beş Hececiler biri oldu. Sosyal konulara ağırlık veren, lirik manzumelerinin yanı sıra, başarılı tiyatro oyunları da yazdı. 1918'de sahneye konulan "Binnaz" adlı oyunu, Türk tiyatrosunun gelişimine büyük katkı sağlayan, oldukça başarılı bir eserdi. Aynı yıl, kısa bir süre, "Şair" isimli bir şiir dergisi çıkardı. Türk Yurdu, Servet-i Fünun ve Büyük Mecmua gibi dergilerde pek çok şiiri yayınlandı. 1916'da, şiirlerini bir kitap altında toplayan şair, "Akından Akına" isimli ünlü manzume kitabını çıkardı. Sonrasında, Diken adlı dergide mizahi yazılar yazmaya başlayan Ortaç, dönemin traji-komik edebi ve sosyal gelişmelerini alaya aldı. 1919'da, bir mizah kitabı olan Şen Kitap’ı çıkardı. Aynı yıl, "Latife" adlı bir de piyes yazdı. Ardından, diğer bir hececi arkadaşı Orhan Seyfi Orhon'la birlikte, Türk edebiyat tarihinin en uzun soluklu dergisi olan "Akbaba"yı yayın hayatına kazandırdılar. İlk defa, 7 Aralık 1922 günü yayımlanan Akbaba, önceleri ayda iki defa; sonradan haftalık olarak basılmaya başlandı. Dergi, 55 yıllık yayım hayatı boyunca, gerek tasarım, gerekse üslup açısından, Türk dergicilik anlayışında birçok yeniliğe imza attı ve siyasal olayların kara mizahını yaptı. Değişen, yenilenen düşüncenin sesi olarak, monarşi yanlısı ve milli mücadele karşıtı Refik Halit Karay'ın "Aydede"sinin karşısında yükselen değerlere ev sahipliği yaptı ve zamanla aynı kadroyla; fakat farklı söylemlerle onun yerini aldı. Kemalizm’in, bağımsız bir devletin ve Cumhuriyetin en koyu savunucusu haline gelerek, karşıt görüşleri ve bunları dile getirenleri alaya aldı. Orhan Veli Kanık'ın ön ayak olduğu "Garipçiler" akımını kıyasıya eleştiren Ortaç ve Orhon, bu akımın etkisinde yazın faaliyeti gösterenlere "Bobstil" yakıştırmasında bulundu. Akbaba'nın en büyük handikabı ise, İstanbul'un modernleşen yaşam kültürünü konu etmesi, sadece bu şehri ve onun kültürel-sanatsal çehresini baz alması ve orta-üst düzey yaşam standardına sahip insanlara hitap eden bir dergi olmasıydı. Sütunlarını, dönemin pek çok yazarına açan dergi, edebi fikirlerin mizahi yansımasında serbest bir arena haline geldi. Türk edebiyatının çok sayıda genç yeteneğine bir nevi stajyerlik hizmeti verdi. Aziz Nesin, Rıfat Ilgaz, İbrahim Alaattin Gövsa, Muzaffer İzgü, Ercüment Ekrem Talu gibi birçok ismin, yeteneklerini sergileme fırsatını bulduğu ilk yayın organı oldu. Anadolu'nun sorunlarına kentsel bir bakış açısıyla yaklaşan Ortaç, cumhuriyetle birlikte, rejim yanlısı bir çizgide ilerledi. 1928 yılında, Latin harflerine geçilmesiyle birlikte, tirajının oldukça düşmesi nedeniyle derginin yayınına ara verdi. Siyasi çalkantıların yoğunlaştığı 30'lu ve 40'lı yıllarda da, Akbaba'nın basımına zaman zaman ara vermek zorunda kaldıysa da, ölümüne kadar neşriyatını sürdürdü. 1933 sonrasında yeni harflerle, yenilenmiş şekilde Babıali'ye geri dönen Akbaba, şairin ölümünün ardından, 1977 yılına kadar, oğlu Engin Ortaç tarafından çıkarılmaya devam etti. 1 Temmuz - 15 Ekim 1928 tarihleri arasında yayımladığı "Meşale" adlı dergide, Yedi Meşaleciler’e büyük umutlarla köşelerini açan Ortaç, söylevleriyle ihtilaf halinde olmaları nedeniyle dergiyi kapattı. Uzun bir aradan sonra, yine kitap çalışmalarına yönelen şair, 1938 yılında, "Bir Selvi Gölgesi" ve çocuk şiirlerinden oluşan "Kuş Cıvıltıları"nı yayınladı. 1946 seçimlerinde, Cumhuriyet Halk Partisi'nden seçimlere katıldı ve Ordu milletvekili olarak mecliste yer aldı. 1950 - 1954 arasında da mecliste görev yaptıktan sonra, siyasetten uzaklaştı. Zaman zaman roman türünde eserler de ortaya koyan Ortaç, "Kürkçü Dükkanı" 1931, "Şeker Osman" 1932, "Göç" 1943 ve "Üç Katlı Ev" 1953 gibi beğenilen romanlar kaleme aldı. 1950 sonrasında, şiirden ziyade, ağırlıklı olarak, mizah, gezi, anı ve biyografi türlerinde yazmaya başladı. Bu anlamda en bilinen eserleri, "Sarı Çizmeli Mehmed Ağa", "Portreler", "İsmet İnönü" ve "Bizim Yokuş"tur. 11 Mart 1967 günü, geçirdiği kalp krizi nedeniyle, İstanbul'da hayata gözlerini yuman Yusuf Ziya Ortaç, Zincirlikuyu Mezarlığı'na defnedildi. Otuzdan fazla esere imza atan ünlü edebiyatçı, Türkçeyi sade, akıcı, yumuşak ve kuvvetli bir biçimde kullanmış; edebiyat çevrelerince "üslup ustası" şeklinde nitelendirilmiştir. ESERLERİ ROMAN Kürkçü Dükkanı 1931 Şeker Osman 1932 Göç 1943 Üç Katlı Ev 1953 ŞİİR Akından Akına 1916 Aşıklar Yolu 1919 Cenk Ufukları 1920 Yanardağ 1928 Bir Selvi Gölgesi 1938 Kuş Cıvıltıları çocuk şiirleri, 1938 Bir Rüzgar Esti 1952 OYUN Binnaz1919-Manzum Name1919 Kördüğüm 1920 Latife 1919 Nikahta Keramet 1923-Manzum MİZAH Şen Kitap 1919 Beşik 1943 Ocak 1943 Sarı Çizmeli Mehmed Ağa 1956 Gün Doğmadan 1960 GEZİ-ANI-BİYOGRAFİ İsmet İnönü 1946-Biyografik Roman Göz Ucuyla Avrupa 1958-Gezi Portreler 1960-Edebiyat Basın Anıları Bizim Yokuş 1966- Edebiyat Basın Anıları Şiirlerinden ÖrneklerAnahtarKoşmaRüya
yusuf ziya ortaç rüya şiiri