P5G7. Bu mesaj 'en iyi cevap' seçilmiştir. Türklerin tarih içerisinde çok geniş bir coğrafyaya yayıldıkları ve göç ettikleri bölgede güçlü devletler kurduklarını biliyoruz. Bu Türk göçleri, atalarımızın ilkel göçebe bir toplum yapısına sahip oldukları gibi, yanlış ve haksız bir iddianın da mesnedi olarak gösterilmeye çalışılmıştır. Halbuki bu göçlerin sebep ve sonuçları göz önüne alındığında, Türklerin ilkel göçebe bir anlayışla değil, aksine, kendine has yüksek bir kültür ve medeniyetin sahibi ve yayıcısı olarak göç ettikleri görülür. Dünya üzerinde atı ilk kez ehlileştiren ve onu binek hayvanı olarak kullanan Türkler, atın sağladığı hız ile yüksek devlet ve toplum telâkkilerini geniş coğrafyalar üzerinde hâkim kılmıştır. Konar göçer, atlı yaşantının temelinde büyük oranda hayvancılık ve kendine yeterli bir ziraat kültürü yer alır. Dolayısıyla, Türk göçleri bu yaşantıya uygun olan sahalara doğru olmuştur. Hem Türk tarihi hem de Dünya tarihi üzerinde çok büyük tesirleri olan bu göçlerin birçok sebepleri vardır. Bu sebepleri şöyle sıralayabiliriz GÖÇLERİN SEBEPLERİ İktisadî ve Sosyal Sebepler Daha çok hayvancılıkla geçimlerini sağlayan Türkler, kuraklık, salgın gibi tabiî olayların etkisiyle göç etmek zorunda kalmışlardır. Otlakların yetersiz kalması veya nüfusun artması, Türkleri, iklimi ve coğrafyası müsait yeni bölgelere sevk etmiştir. yüzyıldaki Hun göçlerinde, Orta Asya'da hüküm süren "kuraklık"ın etkili olduğunu biliyoruz. Toprağın artan nüfusu besleyemez hâle gelmesi veya hayvanlar için yeterli otlakların kalmaması, iktisadî düzeni sarstığı zaman, Türkler, kendi yaşantılarına uygun, tabiatın zengin ve nispeten nüfusun az olduğu bölgelere yönelmişlerdir. Selçuk Bey ve Arslan Yabgu'ya bağlı Türkmenlerin Horasan ve Harezm'e göçmeleri veya yüzyıllarda, Anadolu'nun Selçuklular tarafından fethinde bu durumu görebiliriz. Siyasî Sebepler Yabancı kavimlerin baskısı veya kendi aralarındaki hâkimiyet mücadelesi göçlerin diğer bir sebebidir. Meselâ XI. yüzyıldaki Kitanlar'ın hücumu Türklerin batıya göçlerini beraberinde getirmiştir. Orhun-Yenisey'deki Uygur Devleti'nin 840 yılında yine bir Türk kavmi olan Kırgızlar tarafından ortadan kaldırılması, Kutlu yurt Ötügen'in elden çıkmasıyla neticelenmiş ve Uygurlar, Turfan, Kansu, Tarım Havzası gibi daha güneydeki bölgelere göç etmek zorunda kalmışlardır. Belki de Uygurların meşhur "Göç" destanı bu olayın hatırasını taşımaktadır. Destanda vatanı sembol eden "Kutlu Dağ"ın Çinlilere verilmesi ve Çinliler tarafından dağın parçalanarak Çin'e sürülmesi, ülkede felâket ve kuraklığa sebep olur ve bütün canlı cansız mahlûkat "göç, göç" diye inler. Bu ilâhî emre uyan Uygurlar, Beşbalıg'ın olduğu yere gelerek beş ayrı şehir kurarlar. İlkel göçebelerde görülmeyen bu mukaddes vatan anlayışı, istiklâl ile perçinlenmektedir. Türkler, istiklâlini kaybetmektense göç etmeyi yeğlemişler ve kendilerine yeni vatan aramışlardır. Türklerdeki bu güçlü vatan oluşturma ve devlet kurma geleneği, atalarımızı yeni fetihlere sürükleyen diğer önemli bir sebeptir. Zaman içerisinde, dünyayı huzur ve sükûna kavuşturmayı, insanları adalet ve eşitlik içinde yönetmeyi töresinin bir hususiyeti olarak hedefleyen bu fütuhat anlayışı, Türklerde, "Cihan Hâkimiyeti Mefkûresi"nin doğmasını sağlamıştır. Dolayısıyla Türk göçleri ilkel göçebe anlayışından farklıdır. Göçebeler vatan kavramını tanımayan, nerede duracağı belli olmayan ilkel topluluklardır. Türkler ise vatan kabul ettikleri ülkede, belirli yaylak ve kışlaklar arasında yaşayan "töreli" bir millettir. Bu sebeple eski Türkler konar göçer bir hayat yaşamaktaydılar. Orta Asya'da Türklerin yaşadıkları bölge Altay dağlarından Çin seddine; Baykal gölünün kuzeyinden Tibet yaylasına kadar olan yerlerdir. Türkler yüzyıllarca burada yaşamışlar, burada çeşitli devletler ve imparatorluklar kurmuşlar, kültürel çalışmalar yapmışlardır. Bir bakıma Türklerin dünyayı ve evreni ilk yorumlamaya çalıştıkları ve dünyaya ilk baktıkları yerdir Orta Asya. Anadolu tarih boyunca ilgi çeken bir konumdadır. Asya ile Avrupa'yı birleştirmesi, ipek yolu üzerinde yer alması, denizlerle çevrili olması, kısacası stratejik konumu ve verimli toprakları nedeniyle pek çok medeniyete yurt olmuştur. Hıristiyanlığın ilk doğduğu ve geliştiği topraklardan biridir. 11. yüzyıldan itibaren ise Türkler tarafından iskân edilmiş ve yönetilmiştir. Anadolu'da birden fazla farklı devlet, beylik vb olması ve onların arasındaki mücadeleler, Türklerin karşısında çok güçlü düşmanların olmaması, coğrafi koşullar ve Türklerin kararlı savaşcılığı ile de uzun bir zaman almasına rağmen bu başarılmıştır. Türk göçlerini belirli gayelerden yoksun ve sonu birer meçhul birer macera hareketi olmaktan kurtarıp başarılı şekilde hedefine ulaştıran başlıca sebep de hemen bütün göçlerin Türk hükümdar ailesi mensupları tarafından büyük bir disiplin içinde sevk ve idare edilmesidir. Eski Türk hükümranlık anlayışına göre kutsal sayılan hanedan üyelerinin başta bulunması, onlara karşı duyulan saygı ve bağlılık dolayısıyla Türk kütlelerinin umumiyetle birliklerini muhafaza ederek çeşitli iklimlerde tarihi misyonlarını gerçkleştirmelerini mümkün kılmıştır. Ancak yine de bu Türklerin çok uzun süreç bir göçebelik hayat yaşadığı gerçeğini ve modern dönemlere kadar bu özelliğini pek yitirmediğini de göstermektedir. Nitekim bugün modernleştiği ve batılılaştığı söylenen Türkiye toplumunun bile göçebelik ve şehirlilik hususunda nereye konulacağı pek çok bilim adamı ve sosyal bilimci tarafından tartışılmaktadır. Tabir yerindeyse hala modernliğin en önemli sembollerinden biri olan otomobile bile ata biner gibi binen ve onu adeta şahlandıran insanların bilinçaltındaki göçebelik ruhunun devam ettiği tezi hiçte yabana atılır bir tez değildir. Diğer deyimle İstanbul ve benzeri şehirler hala Türkiye’nin en fazla göç alan kesimleri ise ve bu göçler çok hızlı bir şekilde devam ediyorsa, büyük kentlerimizin önemli bir bölümü varoşlardan oluşuyorsa göçebelik-modernlik hususu dikkatli YAYILDIKLARI BÖLGELER Milâttan Önce Türklerin Yayıldıkları Sahalar Altay-Sayan dağlarının kuzey-batı kesimlerinde yaşayan Andronovo kültürü insanı, yıllarda Altay, Tanrı dağları ve Maverâünnehir' e kadar olan bölgelere uzanmaktaydı. 1100 yıllarında aynı kültür Çin'in kuzeyindeki Ordos ve Kansu bölgesinde görülmekteydi. IV. yüzyıldan itibaren Hazar ve güney Rusya da Türklerin yaşadıkları bölgeler arasına girmiştir. Bu duruma en iyi örnek mühim bir kısmını Türk kabilelerinin oluşturduğu, konar göçer, atlı kültüre sahip bir kavimler topluluğu olan İskitler Sakalardir. İskitler, . VIII. yüzyılda, Orta Asya'nın Tanrı dağları ile Hazar denizi arasında kalan geniş bozkırlarında yaşarlarken, daha sonra göç ederek, Karadeniz'in kuzeyinde, İtil ve Tuna nehirleri arasındaki düzlüklere yayılmışlardır. yüzyıllarda Dnyeper ve Dnyester sahasındaki bazı Slâv zümrelerini hâkimiyetleri altına alan İskitler, Karadeniz'in kuzeyinde varlıklarını yüzyıla kadar devam ettirmişlerdir. Aynı sahada bulunan ve II. yüzyıla kadar Don ve Tuna boylarına kadar uzandıkları bilinen Sarmatlar ile onların içinden çıkan Roksalan ve Yazığların da en azından yönetici sınıflarının Türk olduğu da iddia edilir. Bu kavimler Slâv ve Cermen zümreleri üzerinde derin tesirler bırakmıştır. Türkler anavatanları olan Orta Asya'da büyük devletler kurmuşlar, kültürel, sosyal ve siyasal bazı sonuçlara ulaşmışlardır. Özellikle siyasal yapılanma bakımından dünyanın en büyük devletlerini, imparatorluklarını Büyük Hun İmparatorluğu ve Göktürk Devleti kurduklarını biliyoruz. Orta Asya’nın “Anayurt” olarak değerlendirilmesi her ne kadar bugün bazı tarihçiler tarafından benimsenmese de, genel ekseriyet bu fikri kabul eder. Zaten tarihi olaylar ve gerçekler de bunun doğru olduğunu teyid eder. Çünkü bugün anadoluda yaşayan boy ve oymakların, aşiret ve grupların tarihsel izlerini aradıklarında karşılarına çıkacak yer “ortaasya”dır. Orta Asya'da böylesine devletler ve imparatorluklar kurarak başarılar elde etmiş olan Türkler, daha sonra çeşitli siyasi, iktisadi, sosyal ve kültürel sebeplerden dolayı zayıflamışlar, düşmanlarına ve dış güçlere karşı olan üstünlüklerini yitirmeye başlamışlardır. Devlet içinde kardeş kavgaları başlamış, iç bunalımlar gün geçtikçe artmaya yüz tutmuştur. Bütün bunların tabii neticesi olarak da Türkler yekpare yaşama biçimini yavaş yavaş kaybetmeye başlamışlardır. Zaten tarih boyunca ortada bir gerçektir ki, Türkler ne zaman kendi iç kavgalarına başlamışlar işte o zaman bozulmaya, dağılmaya, zayıflamaya yüz tutmuşlardır. Ki bize göre bu alışkanlık hala da devam etmektedir. Ne zaman ki inandıkları değerlere karşı olan mesuliyetleri ve samimiyetleri ikinci planda kalmıştır, işte o zaman ferdi ve nefsi gaye ve değerler ön plana çıkmış ve topluluk olarak gerilemeye, başkalarının egemenliğine girmeye başlamışlardır. Türklerin atası olduğu iddia edilen iskitler aslında bir anadolu kavimidir."Ruslarda öyle"...İskitler tarihte yaşadıkları yer olan,gümüşane bayburt ve erzincan bölgelerinden kuzeye göç etmiş,kırıma yaşayan kimmerlileri çok kısa sürede itehatleri altına almışlar,onların soyluları günkü çin sınırlarına kadar büyük bir imparatorluk sonra aradaki bir anlaşmazlık sebebi ile kırımda yaşayan kimmerleri topraklarından anadolu üzerlerine yeni bir vatan bulma umuduyla yaptıkları mücadele sonucunda zayıflayan,o devrin süper güçleri olan urartulular asurlular medler,likyalılar frigyalılar ve başkaları kimmerleri takip eden iskitliler tarafından ,ya harab oldular ,yada tarihten silindiler. Bozkır medeniyeti diye adlandırılan atlı-nomad yaşayışın öncüleri İskitler olmuşlardır. Hun sanatıyla büyük benzerlik gösteren, geometrik şekiller ve hayvan figürlerinin dikkat çektiği İskit sanatı, ve III. yüzyıllarda doruk noktasına ulaşmıştır. Milâttan sonra Türklerin yayıldıkları sahalar Türk göçleri bu dönemde batı yönünde gelişmeye başlamıştır. Hunlar Orta Asya'dan, Hindistan'ın kuzeyine ve güney Rusya'ya kadar genişlediler. Bir kısmı Orta Avrupa'ya kadar ilerledi. Sabar, Avar, Bulgar, Peçenek, Uz ve Kuman boyları Hazar ve Karadeniz'in kuzeyi ile Orta Avrupa ve Balkanlara kadar uzandılar. Kalabalık Oğuz boyları X .-XI. yüzyıllarda Maverâünnehir üzerinden İran, Irak, Azerbaycan ve nihayet Anadolu'ya hâkim oldular. Büyük selçuklular yıkıldıktan ve müthiş bir kasırga ile başlayan Moğol cihan hakimiyeti bir asır sürdükten sonra Türkler sözünü artık Orta Asya'da değil, küçük Asya'da söylemeye başlamıştır. Türkler Malazgirt Zaferine kadar, yarım asır zarfında, Anadolu hudutlarına "karıncalar" gibi yığılıyor, Bizans topraklarına girerek kendilerine yurt arıyorlardı. Onlar Abbasiler zamanında bu devletin askerleri ve Türkistan'dan gelip din uğrunda savaşan gaziler olarak bu ülkeyi daha eski devirlerde de tanımaya başlamışlardı. İslam bizans hudut teşkilatında gaza yapan bir kısım Türkler de buralarda yerleşmişti. Bizanslılar da Balkanlardan getirdikleri gayri müslim türkleri, aynı askeri maksatla, islamlara karşı kendi hudutlarında tutuyorlardı. Bizanslıların islam dünyasına taarruza geçtiği ve şarkta hudutlarını genişlettiği sıralarda, yani XI. asrın birinci yarılarındadır ki Oğuzlar da Anadolu hudutlarına dayanmış ve akınlara başlamışlardı. Türklerin gönüllü gazilerinin verdiği bilgilere dayanan Çağrı Bey 1018 yılında, Karahanlı ve Gaznelilerin baskıları karşısında şarki Anadolu içlerine kadar gelip tekrar Türkistana dönmüş, kendileri için zaruret halinde bu uzak diyarda bir yurt aramış ve dolayısıyla müstakbel Türk vatanının keşfetmiştir. Çağrı bey 3000 suvarisi ile Horasan'a dönünce kardeşi Tuğrul beye "Buralarda bize karşı koyacak bir kimseye rastlamadım" derken hem Bizanslılara karşı üstünlük duygularını belirtiyor ve hem de istikbal için ümidli olduğunu ifade ediyordu. Bundan sonra yurt arayan Türkmenler gittikçe çoğalan kabileler halinde Anadolu hudutlarına yığılmış ve sık sık gazalara girişmişlerdi. 1991 yılında Sovyetler Birliği'nin dağılmasıyla birlikte, komünizmin boyunduruğundan kurtulan Türk boyları büyük oranda bağımsızlıklarını ilân etmişlerdir. Bu tarihî olay neticesinde Özbekistan, Türkmenistan, Kazakistan, Kırgızistan Türk Cumhuriyetleri ortaya çıkmış ve böylece 40 milyona yaklaşan toplam nüfusuyla, Türkistan'ın bir bölümü Batı yeniden istiklâline kavuşmuştur. Ancak bazı Türk toplulukları Sovyetler Birliği'nin yerine oluşturulan Rusya Federasyonu'nun sınırları içerisinde, İdil Volga- Ural bölgesinde, muhtar cumhuriyetler olarak kalmıştır; Tataristan, Başkurdistan ve Çuvaşistan. Sibirya'da ise Yakut, Tuva ve Altay özerk bölgeleri oluşturulmuştur. Buradaki Yakut Saha,Tatar,Hakas, Tuva, Dolgan gibi Türk boylarının nüfusu bir milyonu geçmektedir. Doğu Türkistan'da yaşayan Türkler, Batı Türkistan'daki soydaşları kadar şanslı değillerdir. Sovyetler ile birlikte Türkistan'ı bölen Çinliler, Doğu Türkistan'ı, Sincang sonradan kazanılmış topraklar adıyla işgal ederek, büyük çoğunluğunu Uygurların oluşturduğu Türkleri tam bir baskı ve zulme tâbi tutmuşlar ve tutmaya devam etmektedirler. Doğu Türkistan'da, Sincang-Uygur muhtar bölgesinde, Uygur, Kazak, Kırgız, Özbek ve Tatar asıllı yaklaşık 20 milyon Türk yaşamaktadır. Çin'in Kansu bölgesinde de yüz bin dolayında Salar Türkü bulunmaktadır. Türklerin Anadoluya girmeleri ve Anadoluyu islamlaştırarak bir yurt edinmeleri için geçen zaman zarfını X. yüzyılla XIV. yüzyıl arası olarak gösterebiliriz. Yani Türklerin Anadolu'ya girip yerleşmeleri ve orasını kendilerine bir yurt ve vatan edinmeleri tam 4 asırlık bir zaman zarfında gerçekleşmiştir. İşte bu dört asırlık zaman zarfğında Türk boy, kabile, aşiret ve oymakları Anadolu'ya akın akın gelmişler, yerleşmişler ve Anadolu'nun dört bir yanına dağılarak burasını kendilerine yurt ve mekan edinmişlerdir. Araştırma konumuzu teşkil eden Tülekler tölekler de bu zaman zarfında Anadoluya gelmişler ve yerleşmişlerdir. Burada şunu belirtmekte fayda vardır ki, Türklerin Anadolunun çeşitli yörelerinde gruplar ve kitleler halinde önemli ölçüde fazla miktarda olması; kendilerinin daha çok Orta Anadolu Türk kültürü izlerini taşıması onların Arta Asya Menşeili bir Türk boyu olduğunu ortaya koymaktadır. kanaatimizce Tülekler fetihten sonra Anadoluya gelmişler ve onlar da diğer Müslüman Türk boy, kabile ve aşiretleri gibi islamlaştırma ve Türkleştirme faaliyetlerine
Oğuzların, Horasan’dan batıya göç hareketleri iki dalga hâlinde gerçekleşmiştir. Türkler, daha önce IV. yüzyılda Hunlar ve VII. yüzyılda da Sabarlar ile Anadolu’ya akınlar düzenlemiştir. Ancak bu akınlar genellikle Doğu Roma İmparatorluğu’na karşı ganimet amaçlı olup Anadolu’yu yurt edinme düşünülmemiştir. Abbasiler Dönemi’nde, Bizans’a karşı askerî güçlerinden yaralanmak için Anadolu’ya getirilen Türkler, Abbasiler’den sonra da X. yüzyılın ikinci yarısına kadar burada gaza ve cihad hareketlerinde bulunmuştur. Bu dönemden itibaren Anadolu toprakları, Selçuklu Türkleri tarafından hedef dalga göçler, XI. yüzyılın ilk çeyreğinde Anadolu’ya kitleler hâlinde başlamış ve Malazgirt Savaşı’ndan sonra yoğunluk kazanarak devam etmiştir. Bu Oğuz göçlerinin önceki dönemlerde yapılanlardan farkı, büyük kafileler hâlinde yaşanması ve Anadolu’yu yurt edinme amaçlı olmasıdır. 1015-1021 yılları arasında Anadolu’ya yapılan ilk Selçuklu seferleri keşif ve ganimet kazanma niteliği taşırken Malazgirt Zaferi sonrası Horasan’dan gelen Oğuzlar, ele geçirdikleri bölgeleri yurt edinmeye başladı. Tuğrul Bey, yerleşik halk içinde sorun olmaya başlayan Türkmen gruplardan yararlanma yoluna gidip soydaşlarına yerleşmek için Anadolu’yu hedef gösterdi. Birinci dalga göçlerin genel sebepleri arasında Karahitayların, Moğolistan coğrafyasını ele geçirmesi, Kıpçak boylarının baskısı ve Selçukluların bir devlet politikası olarak göçleri teşvik etmesi kabul edilebilir. Önce Sultan Alp Arslan ve sonra da Sultan Melikşah’ın şekillendirdiği Selçuklu Devleti’nin batı yönlü fetih politikası, Anadolu’daki fetih hareketlerini Alp Arslan TemsilîArdından Anadolu’da kurulan ilk Türk beylikleri burada Türklerin kalıcı olmasını sağlamıştır. Malazgirt Savaşı’ndan sonra Bizans’ın gücünün kırılmasıyla Oğuzlar Anadolu’yu yurt edinmek için buralara göç etmeye başlamıştır. Bu durum bir Gürcü kaynağında şöyle anlatılmıştır “Türklerin kudreti dolayısıyla Rumlar şarktaki bütün şehir ve kalelerini bırakıp gidiyor; bu bölgeleri onlara terk diyor ve onların yerleşmelerine imkân veriyorlar.”Malazgirt Zaferi’nden sonra kısa bir süre içerisinde Anadolu’da Danişmentliler, Mengücekliler, Saltuklular, Artuklular ve Çaka gibi beylikler kurulmuştur. Bu beyliklerin kurulmasıyla XI. yüzyılın ikinci yarısında Anadolu’da, Beylikler Dönemi başlamıştır. Sonrasında Anadolu’daki Türk hâkimiyeti Türkiye Selçukluları ile kalıcı hâle gelmiştir. Anadolu’ya Türkistan’dan gelmeye devam eden Türkmen kitleleri de bu yerleşmeyi desteklemiş ve Anadolu’da kalıcılığı inşa ettiği Malabadi Köprüsü Diyarbakırİkinci dalga göçler ise Anadolu’ya 1220’den itibaren başlamış ve XIV. yüzyıl başlarına kadar yaklaşık bir asır devam etmiştir. İkinci dalga göç hareketlerinin temel sebebi Türkistan’da yaşanan Moğol istilasıdır. Büyük Selçuklu Devleti’nin çöküşü ve Harezmşahların, Moğollar tarafından mağlup edilmesi ile Moğollar bölgede etkinliğini artırmıştır. 1220-1221 yıllarında Horasan üzerinden Irak-ı Acem ve Azerbaycan’a giren Moğollar, birçok şehri yağmalamış ve buradaki Türkler, Moğol baskısından kaçarak Anadolu’ya geçmiştir. Böylece Anadolu’daki Türk nüfusu daha da yüzyıldan XIV. yüzyıla kadar bazen yoğunlaşıp dalgalar hâlinde, bazen de nispeten yavaşlayan fakat kesintiye uğramayan Oğuz göçleri, Anadolu’nun çehresini tamamen değiştirmiştir. Bölgeye gelen Türklerin karşılaştıkları durumlar onlar için umut vericidir. Anadolu’da, Bizans İmparatorluğu başta olmak üzere Ermeniler, Süryaniler, Araplar, Hristiyanlar ve Türkler bulunmaktadır. Bizans, her ne kadar taht kavgaları ve iç meseleleriyle mücadele etse de topraklarında otoritesi bozulmuş olsa da Anadolu’da hâlâ egemen siyasi güçtür. Anadolu’ya kitleler hâlinde göçlerin yaşandığı dönemde Bizans İmparatorluğu siyasi olarak hâkim durumunda olsa da Anadolu topraklarında büyük sıkıntılar yaşanmaktadır. Bu dönemde Anadolu, Bizans İmparatorluğu ile Sasani Devleti arasındaki savaşlardan; Emevilerin ve daha sonra da Abbasilerin düzenlemiş oldukları seferlerden dolayı oldukça harap olmuş durumdadır. İnsanlar, kalelere sığınarak yaşamlarını boş köyler ve şehirler bulunmakta, ıssız ve geniş araziler yer almaktadır. XI. yüzyılın başından itibaren Anadolu’ya yapılan Oğuz göçleri, Bizans İmparatorluğu’nu olumsuz etkilemiştir. Doğu sınırında emniyeti sağlamak isteyen Bizans, bölgede sorunlar yaşadığı Ermeni Krallığı’nı ve prensliklerini ortadan kaldırmıştı. Bizans İmparatorluğu’nun Ermenilere karşı izlediği bu politika Selçukluların Anadolu’ya akınlarını kolaylaştırmıştır. Türklerin Anadolu’yu yurt edinmesini kolaylaştıran nedenler; Bizans’ta sık sık imparatorun değişmesi, yaşanan iktidar mücadeleleri, düzenli bir ordunun olmayışı, sefalet içinde bulunan halka zulmedilmesi, dinî hoşgörü ve adaletli bir yönetimin olmamasıdır. Ayrıca Anadolu’daki geçit ve vadilerin Selçuklular tarafından iyi bilinmesi, Türklerin Anadolu’yu yurt edinmesini kolaylaştıran diğer bir etmendir. Anadolu’da halkın üzerinde siyasi ve dinî baskı kurması, halkta Bizans İmparatorluğu’na karşı tepki oluşturmuştur. Selçuklular da bu durumu, Anadolu’yu yurt edinmek için avantaja dönüştürmeyi bilmiştir. Türkler, Anadolu’da yaşayan halkın kültür ve inançlarına saygı göstermiştir. Bunun sonucunda da Bizans’ın baskısından bıkan Anadolu halkı, Türkleri kurtarıcısı gibi görmüş ve kolaylıkla benimsemiştir. Yapılan bu göç hareketleri sonucunda Anadolu’da Türk nüfusu artmış, Ege ve Marmara sahillerine kadar olan bölgelerin Türkleşmesi ve Müslümanlaşması Kilisesi VanXI. yüzyılda Anadolu’yu yurt edinen Türkler, burada kurdukları devletleri daha çok kurucularının veya bölgenin adıyla anmıştır. Türkiye adı ise ilk defa Bizans kaynaklarında görülmüş ve Anadolu XII. yüzyıldan itibaren Batılılar tarafından Türkiye olarak anılmaya başlanmıştır. Arap kaynaklarında da Berrü’t-Türkiyye ifadesi XIV. yüzyıl başlarında kullanılmıştır.
Türklerin Anadolu'yu Anayurt Edinmeleri - Anadolu'da Kurulan İlk Türk Beylikleri TÜRKLERİN ANADOLU’YU ANAYURT EDİNMELERİ 1. Anadolu’ya Türk Akınları Anadolu’ya ilk Türk akınlarını HUNLAR düzenlemiştir 395- 396 Anadolu’ya ikinci Tür akınları ise SİBİRLAR Sabirler tarafından düzenlenmiştir. NOT Hunlar ve Sabirler tarafından düzenlenen akınlar Anadolu’yu yurt edinme amacı taşımıyordu. Anadolu’ya yerleşmek için ilk Türk Akınlarını OĞUZLAR yapmıştır. Çağrı Bey, Selçuklu devleti kurulmadan önce Anadolu’yu tanımak ve gelecekte yapılacak yerleşme hareketine zemin hazırlamak için Anadolu’ya akınlar düzenledi. Pasinler Savaşı1048 Selçuklu akınlarını durdurmak isteyen Bizans devleti Anadolu’ya bir ordu ordu Erzurum yakınlarındaki Pasinler ovasında karşı karşıya gelir. Bizans ordusu ağır bir yenilgiye uğratılır. Türklerin Anadolu içlerine girmeleri kolaylaşmıştır. Selçukluların Anadolu üzerine yaptıkları akınlar hız kazanmıştır. NOT Selçuklularla Bizanslılar arasında yapılan ilk önemli ve büyük savaştır. 2. Malazgirt Meydan Savaşı1071 Selçuklularla Bizanslılar arasında yapıldı. Sonuçları; Bizans ordusu yenilgiye uğratıldı. Anadolu kapıları Türklere açıldı. İlk Türk beylikleri ortaya çıktı. Türkiye tarihi başlamış oldu. Haçlı seferlerinin nedenlerinden biri oldu. Bizans’ın İslam dünyası üzerindeki baskısı sona erdi. NOT Bu zaferle Büyük Taarruz ve Başkumandanlık meydan Muharebesi30 Ağustos 1922 arasında benzerlik bu zaferle de Anadolu’nun sonsuza dek Türk yurdu olması sağlandı. ANADOLU'DA KURULAN İLK TÜRK BEYLİKLERİ SALTUKLULAR 1072 Yılında ERZURUM ve çevresinde kuruldu MENGÜCEKLİLER 1080’de ERZİNCAN, KEMAH VE DİVRİĞ çevresinde kuruldu. İshak Beyin ölümünden sonra devlet ikiye ayrıldı.Erzincan ve Kemah kolu,Divriği Kolu Divriği Kalesi, Ulu camii ve Kale Camii Mengüceklilerden kalan eserlerdir. DANİŞMENTLİLER 1080’de AMASYA, TOKAT, SİVAS, MALATYA ve YOZGAT civarında kuruldular. Kayseri’de Ulu Cami, Sivas’ta İki Kubbeli Medrese, Niksar’da Nizameddin Medresesi önemli eserleridir. ARTUKLULAR 1102’de MARDİN ve civarında kuruldu. Üç kola ayrılmışlardır. Bunlar Artukluları Artukluları Artukluları Diyarbakır’da Ulu Cami, Zinciriye ve Mesudiye medreseleri, Mardin’de Ulu Cami, Hatuniye ve Sultan İsa medreseleri önemli eserleridir. ÇAKA BEYLİĞİ İZMİR ve çevresinde kuruldu. Kurucusu Çaka Beydir. Türk tarihinde denizcilik faaliyetlerini başlatan ilk beyliktir. NOT Anadolu’da kurulan bu ilk beylikler Anadolu’nun Türkleşmesinde ve İslamlaşmasında büyük rol oynamışlardır. Anadolu’nun imar kalkınmasını sağladılar. Anadolu'da kurulan ilk Türk Beylikleri; Bizanslılar, Haçlılar ve Gürcülerle mücadele ederek Anadolu'nun Türk yurdu olmasına büyük katkı sağlamışlardır. Türklerin düzenli ve güvenli bir şekilde Anadolu'ya yerleşmesini sağlamışlardır. Anadolu'da cami, medrese, türbe, kümbet, kervansaray, darüşşifa gibi mimari eserler yaparak Anadolu'yu bayındır hale getirmişler,imar faaliyetlerinde bulundular ve Türk kültürünün yerleşmesini sağlamışlardır. Ele geçirdikleri yerlere Türkçe adlar vererek Anadolu'ya Türkiye denmesini sağlamışlardır. Türklerin Anadolu'yu Anayurt Edinmeleri Anadolu'da Kurulan İlk Türk Beylikleri sosyal bilgiler 7. sınıflar ders notu konu özeti çalışma notları özetler ders anlatım Pasinler Savaşı Malazgirt Meydan Savaşı ARTUKLULAR Henüz Yorum Yorumu Siz Yazabilirsiniz.
Doç. Dr. Erol GökaOluşturulma Tarihi Haziran 18, 2007 1616Malazgirt Savaşı sonrasından şimdiye kadar, Türklerin de ne ölçüde ve nasıl yerleşik hale geldiklerinin kısa bir hikayesini verdiğimizde bir bakıma Anadolu'nun Türkleşmesi'ne bir başka açıdan bakmış olacağız. Ama bizim asıl ilgi alanımız, "Anadolu'nun Türkleşmesi" değildir. Biz, bugünkü toplum ruh halimizde göçebeliğin izlerini, psikolojimizdeki göçebeliğin maddi zeminlerini gösterebilmek amacıyla, göçebe geçmişimizin aslında ne kadar yakınımızda, yanı başımızda olduğunu anlatmak için bu konuyla niye Orta-Asya'dan göç ettikleri bitmek bilmeyen bir tartışma konusudur. Aynı şekilde Türklerin Anadolu'ya ilk ne zaman geldikleri, Anadolu'nun Türkleşmesi süreci ve bu sürecin başlangıcı da tartışmalıdır. Biz konumuza yeterince eğilebilmek için bu tartışmalara dalmaktan ziyade üzerinde mutabakat sağlanan noktaları belirtip geçeceğiz. Bu tartışmalarda mutabakat sağlanan noktalar, Türklerin Orta-Asya'da genel olarak göçebe-hayvancı-savaşçı, soy-sopa göre örgütlenmiş topluluklar olarak yaşadıkları, kuraklık, nüfus artışı, iç-çekişmeler ve son olarak Moğol saldırılarının başlaması gibi nedenlerle batıya doğru birbirlerini göçe zorladıkları ve uzun zaman önce başlayan Türk akıncılarının vur-kaçlarının nihayet 1071'de Malazgirt Savaşı'ndan sonra meyvesini verdiği ve bu tarihten itibaren Anadolu kapılarının onlara açıldığı, sayıları tam olarak bilinmese de yaklaşık yüz elli yıllık zaman içinde yüz binlerce göçebe Türk'ün Anadolu'yu baştanbaşa doldurduğudur. Zaten 12. yüzyıldan başlayarak Batılı yazarlar da Anadolu'ya "Türkiye" diyeceklerdir. Anadolu coğrafyası, dağların, verimli vadilerin ve denize akan ırmakların bulunduğu bu topraklar, göçebeler için oldukça cazipti. Bizanslılar tüm çabalarına rağmen göçebe akınlarını engelleyemediler. Anadolu'nun ortası ve doğusu, çoğu zaman birbirleriyle savaşan ama bazen Bizans'a ve Haçlılara karşı işbirliği yapabilen Selçuklular, Danişmendliler, Mengücekler, Saltuklular, Artuklular tarafından Türkleştiriliyordu. Selçuklular dışındaki beyliklerin ellerinde bulunan şehirler ve bölgeler de kısa zaman sonra onların denetimine girecekti. Selçukluların 1176'da Miryakefalon'da Bizans'a karşı elde ettiği zaferden sonra, artık Gediz'in, Menderes'in, Sakarya'nın civarındaki tüm topraklar göçebelerin yaylakları ve kışlakları olmuştu. Doğu ve İç Anadolu'dan sonra, Ege de göçebeler tarafından doldurulmuştu. Hatta coğrafya koşulları Türkmenlere daha çok batı yönünde yayılmak için geniş olanaklar tanıyordu. 1300 yılına kadar Akdeniz, Karadeniz ve Ege kıyıları dahil tüm Batı eyaletleri, İzmir ve Trabzon dışında, Türkmenler tarafından tamamen alınacaktı. Bu arada bilhassa Melikşah'ın cülusunu takiben Anadolu'nun doğudan gelen ve çoğunluğu Oğuz olan Türk kitleleri tarafından iskanı sürüyordu. Süleyman Şah, Orta Anadolu steplerine Türk kabilelerini yerleştiriyor, göçebeleri toprağa bağlamak, karışıklıkları önlemek, toplumsal ve ekonomik bir düzen oluşturabilmek amacıyla, aşiretleri parçalayarak, askeri iktalar tesis ediyordu. Anadolu'nun Kuzey taraflarına Bozok, Güney taraflarına Üçok boyları yerleştirildi. Bu yerleştirmelerde Oğuz aşiretlerini parçalama siyaseti de güdüldü. Göçebelerden başka Batı Türkistan'da ziraatle uğraşan köylü ve kasabalı halk da Anadolu'ya eski Orta Asya ziraat kültürünü getirerek, Orta Asya'daki köy ve kasaba adlarını verdikleri yerleşimler kurdular. Bugün Anadolu'da Türklerin kurdukları bu köyceğiz, köy ve kasaba adları hala Arslan'ın ölümünden 1192 önce oğulları arasında ülkeyi paylaştırma girişimi sırasındaki belgeden, o zamana kadar Selçukluların Konya, Tokat, Niksar, Kayseri, Sivas, Aksaray, Malatya, Niğde, Ankara, Uluborlu, Ereğli, Amasya'da şehir yerleşimlerini ele geçirdiklerini anlayabiliyoruz. Tüm bu şehirler ve bunlardan sonra Selçuklu idaresine katılacak diğer şehirler, hepsi de eski Hıristiyan kentleriydi. Türkler gelip buralara yerleşmişler, istisnalar dışında, çoğunlukla adlarını bile değiştirmeye gerek görmemişlerdi. Selçuklular döneminde Anadolu'daki Türk yerleşiminin izlediği çizgiyi, köy ve şehir hayatı ve bunların Orta-Asya'daki kökenleri hakkında, bu söylediklerimize ilaveten, birçok başka ayrıntılı bilgi, araştırmacılar tarafından ortaya konmuştur. Türklerin Anadolu'ya yerleşimleri, neredeyse gün gün bilinmektedir. Bu bilgiler arasında en önemlilerinden birisi de Türkler geldiğinde Anadolu'nun büyük ölçüde boş ve harap olduğu, yerli halkla Türk göçebeler arasında kayda değer bir didişme, çatışma olmadığıdır. Neyse, devam yeni bir göçebe dalgasını birlikte getirdi. Moğolların önünden kaçan Harzemliler ve binlerce göçebe sürüleriyle birlikte Anadolu platosunu doldurmaya başladılar. 1230-1240 yıllarında göçebeler Selçuklu'ya karşı Babai isyanlarına giriştiler. Selçuklu, göçebeleri güçlükle bastırmıştı ki, 1243'te Kösedağ'da Moğollara yenildiler. 1250'de Anadolu'ya, yaşayanları daha da batıya doğru gitmeye zorlayan dev bir göçebe dalgası daha geldi. Anadolu'ya gelen göçebe Türkmen beylerinin köylerde yaşayıp çiftçilik yapmaktansa kentlerde yerleşmeyi seçtikleri, onların yönetimi döneminde ekonomi ve ticaret kadar kültürel hayatta da bir canlanma olduğu kesindir. Kentleri ele geçirmeye, kentlerde bir hukuk düzeni kurmaya çalışmışlar, fethettikleri kentlerin surlarını mümkün olduğunca çabuk onarmışlar, buralara garnizonlar kurarak, valiler atamışlar, siyasal, kültürel ve ekonomik merkezler oluşturmak için çabalamışlardır. Adlarına para bastırmış, ticari hayatın düzenini sağlamak için ortak ağırlık ve ölçü birimleri oluşturmuşlar; kendilerine özgü denilebilecek bir toprak kullanımı, vergileme ve vakıf sistemi getirmişler, kente özgü bir dinsel yaşam ve ahilik gibi teşkilatlar kurmuşlar, hanlar, kervansaraylar, köprüler, çarşılar yaptırmışlardır. Evet, Türk yöneticileri ve halkı kent yaşamında yer almaktadır ama bu, Türk yöneticilerin kent hayatına verdikleri önemden ziyade siyaset etme ve egemenlik usulüyle ilgili olsa gerektir. Kaldı ki, bu kentlerin oluşumunda ve yaşamında Türkler kadar daha önce buralarda yaşayan insanlar ve İran'dan Moğol ve Harezmlilerin baskısıyla gelen aristokrasi ve kentliler de rol oynuyordu. Kentlerdeki esnaf yaşamı, Grek ve Ermeni esnafla, İran'dan gelen kentlilerin etkileşimi sonucu oluşmuştu. Zaman içinde İrani unsurlar özellikle kültür alanında belirleyici olmaya başlamışlardı. Başta Celaleddin-i Rumi gibi din büyükleri, aydınlar olmak üzere, saray çevresi ve aristokrasi Farsça yazıp konuşuyordu; kent halkı bile Farsça biliyordu. Fars kültürüne kapılmanın etkisi, Kılıçarslan'ın oğullarından başlayarak Saray'da çocuklara Farsça adlar konulmasına neden Türkmen Oğuz kitleleri kentlerin dışında yaşıyor, dolayısıyla kent toplumunun ve kültürünün de dışında kalıyorlardı. Gerek Selçukluların iskan siyasetinden gerekse Türkler olarak ikinci planda kalmaktan hiç hoşnut değillerdi ve sürekli isyan ediyorlardı. Zor kullanmak dahil her yola başvuran Selçuklular, gerektiğinde aşiret reislerine resmi ünvanlar veriyor ya da onları saray hizmetlerine alıyordu. Ama başarılı olamadılar, üstelik devlet yönetimi giderek Farslılaştı ve yabancı unsurların eline geçti, Türkmen düşmanlığı hakim oldu ve Türkmen-Selçuklu gerilimi devamlılık sonraki yazıda Türklerin Anadolu'ya yerleşmelerinin hikayesine kaldığımız yerden devam edeceğiz.
Türklerin Anadolu’yu yurt edinmek istemesinin gerekçeleri nelerdir? Tarih ders kitabı ödev sorularının cevaplarını kısaca maddeler halinde Aya’nın ikliminin bozulması, beslenme ve yaşama şartlarının zorluğuNüfusun artması, kaynakların yetmemesi, kuraklık ve kıtlıkTürk boyları arasındaki çatışmalarGaza ve cihat yapma isteğiÇinliler ile yaşanan çatışmalarKıpçakların baskıları, Moğol asıllı Karahitayların saldırılarıToprakların yetmemesiOğuz Türklerinin bölgenin iki büyük siyasi gücü olan Karahanlılar ve Gazneliler arasında kalmalarıAnadolu’nun İpek Yolu üzeründe yer almasıAsya ile Avrupa’yı birbirine bağlayan bir yol üzerinde olmasıÜç tarafının denizlerle çevrili olmasıAnadolu’nun verimli toprlara sahip olmasıİklim ve bitki örtüsünün yaşamaya uygun olmasıBizan’ın siyasi yönden zayıf olması Türklerin Anadolu’yu yurt edinmek istemesinin gerekçelerindendir.
türklerin anadolu yu yurt edinmek istemesinin gerekçeleri nelerdir